marka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2012 Pazartesi

Markaların Hayatımızdaki Yeri

 
 
1980’lerde rahmetli Turgut Özal dışa açılım politikasını başlatana kadar ülkede yerli ürünlerin dışında hiçbir marka bulunmazken sonrasında yavaş yavaş yabancı şirketlerin ülkemize girmesine şahit olduk. Özellikle 1995’te Gümrük Birliğine girmemizin ardından yerli markaların yabancı markalarla rekabet edebilmek için yatırımlar yaptıklarını, Ar-Ge’ye ağırlık verdiklerini, kaliteyi ön planda tutmaya çalıştıklarını, lojistik konusuna önem verdiklerini, operasyonel maliyetlerini düşürdüklerini ve uygun fiyata ürün sağlamaya başladıklarını gözlemliyoruz. 2000’li yıllarda İMKB’de faaliyet gösteren şirketlerin bilançolarına baktığımızda gelir kaleminde faizin önemli bir rol oynadığını ama enflasyonun düşmesiyle beraber şirketlerin üretim, pazarlama ve satış üçgeninde kendilerini daha da geliştirdiklerini ve düşük faizli ortamda kar edebilmek için iyi ürünü iyi fiyata sunma çabasına girdiklerini görüyoruz. 2000’lerin sonunda ülkenin ileri gelen şirketlerinin CEO’ları da ekonomi dergilerine verdikleri röportajlarda zamanında faiz ve devlet tahvillerinin tatlı kar sağlamasından dolayı kendilerinin de buna ayak uydurduklarını ama geç de olsa günün koşullarına uyduklarını itiraf ediyorlardı.
 
Yazının devamı için lütfen tıklayınız.

5 Mart 2012 Pazartesi

www.muraterdor.com

Merhaba,

Dürüst olmak gerekirse 8 ay gibi kısa bir sürede her hafta aksatmadan yazdığım yazıların bu denli dikkat çekeceğini hiç düşünmemiştim. Farklı işlere sahip, farklı üniversitelerde okuyan, farklı alışkanlıkları olan bir çok kesimden güzel tepkiler almak beni inanılmaz mutlu etti. Bu ilginin artmasından dolayı daha profesyonel bir sayfada yer almaya karar verdim ve 1 Mart 2012 itibariyle yeni yazılarımı  www.muraterdor.com adresinde yazmaya başladım.

Satış ve pazarlama teknikleri, mobil pazarlama, yeşil pazarlama, sürdürülebilirlilik, çevre sorunları, sosyal medya, müşteri ilişkileri, müşteri memnuniyeti, kariyer planlama, marka, telemarketing konularıyla ilgili yazılarıma www.muraterdor.com adresinden ulaşabilir, verdiğim eğitimlerle ilgili bilgileri görebilirsiniz.

Blog sayfamda kısa sürede inanılmaz okunma rakamlarına ulaşmama ve yorumlarıyla katkıda bulunan herkese sonsuz teşekkürler.

Bilgi paylaştıkça güzel ...
Murat Erdör




23 Ocak 2012 Pazartesi

Macaron Nasıl Dünya Markası Oldu?


Ünlü Fransız pastanesi Laduree İstanbul Bebek'te şube açtıktan sonra herkes macaron'u daha yakından tanımış oldu. Önceleri Türkiye'de belli başlı yerlerde  satılan macaron Türkiye'de Laduree açıldıktan sonra inanılmaz popülerleşti ve her yerde satılmaya başlandı. Tabi hepsinin tadı aynı olmuyor, aradaki farkı görmek için Laduree'de mutlaka tatmanız lazım. Peki sadece 19 senede dünya'da bu kadar bilinen bir marka olmak için nasıl bir strateji uygulandı öğrenmek istemez misiniz ?



1862 yılında Paris'te kurulan Laduree 130 sene boyunca sadece tek bir mağaza ile satışlarına devam etti. 1993 yılında Paul fırınlarının sahibi Holder ailesi tarafından satın alındıktan sonra stratejiler tamamen değişti. 2005 yılında ilk defa Fransa sınırlarının dışına çıkan marka dünyanın farklı ülkelerinde bir çok mağaza açtı. David Holder'a göre eski sahipler markanın inanılmaz potansiyelinin farkına hiç varamamışlardı. Marka stratejisi olarak "haute couture" benimsendi, sanki bir modaevi misali yönetilmeye başlandı ve akıllı pazarlama yöntemleri başarının temel unsuru oldu. Sonbahar ve ilkbaharda iki ayrı koleksiyon çıkartılmaya başlandı ve klasik çikolata ve karamelli macaronlara eşlik etti. İlkbahar koleksiyonu meyveli ve hafif tatlarda hazırlanırken sonbahar koleksiyonunda Noel havası ön plana çıkartıldı.


Laduree paketleri moda dünyasının en ünlü isimleri olan Galliano, Louboutin, Christian Lacroix ve daha bir çok kişi tarafından tasarlandı, özel müşterilerin isteklerine göre macaronlar farklı tasarımlarda gerçekleştirildi. Marka mağaza seçimlerini yaparken Dior ve Louis Vitton benzeri bir yaklaşım sergileyip öncelikle kozmopolit şehirler olan Londra, New York, Dubai ve İstanbul gibi yerlerde dükkan açtı. New York'da Madison Avenue'de yılda 545 bin $ kira ödemekten çekinmeyip fazlasıyla cesur davrandı, Dior, Gucci, Ralph Lauren gibi markalarla karşılıklı olmaya özen gösterdi ve asla bir zincir görüntüsü vermemek için her mağaza birbirinden farklı tasarlandı. Pazarlama ekibini diğer şirketlerden farklı olarak moda dünyasından  seçen şirket yeni sezondaki macaron koleksiyonlarına  alışılmışın dışında Vogue ve Elle gibi moda dergilerinde yer verdi.


Lüks tüketime hitap eden, bu alanda reklamlar yapıp en popüler yerlerde dükkan açan marka kısa zamanda moda ve şov dünyasının olmazsa olmazı haline geldi. Gossip Girl dizisinde başrol oynayan Blake Lively dizi boyunca Laduree paketini elinden düşürmeyip gönüllü bir elçi rolünü üstlendiği gibi televizyon izleyicisini de etkilemeyi başarıyor. Bunun dışında Kate Moss, Emma Watson, Katie Holmes gibi dünya starları da macaron yemeye bayılıyor ve bunu hayranlarıyla paylaşıyorlar. Tasarımlarıyla ödüller alıyor, yaptığı özel tasarımlı kutularda macaronları normalden çok daha pahalıya satıp hem cirosunu daha fazla artırıyor hem de tasarımlarıyla bir çok yerde konuşuluyor.


Bu derece büyük bir pazarlama ekibine sahip olan Laduree'nin başarısını önümüzdeki dönemde de izlemeye devam edeceğiz gibi gözüküyor. Kısa bir sürede dünya starları tarafından gönüllü olarak reklamı yapılacak kadar sevilen bu ürünün markalaşma hikayesinde bence tamamen faklılaşma stratejisi yer alıyor. Diğer firmalar ürünlerini yiyecek olarak düşünüp bu şekilde stratejiler üretirken Laduree macaron'u tamamen moda ikonu olarak görüp buna göre kendine özgü çalışmalarda bulunmuş, dünyanın en iyi bilinen giyim markalarıyla karşılıklı yer almak için büyük rakamlar ödeyerek kiracı olmayı göze almış, herkes gıda ile alakalı yerlerde reklam verirken Laduree'nin macaronu moda dergilerinde yer almış, giyim markaları gibi senede iki kere koleksiyon çıkartmış ve sadece ürüne değil paketlenmesine de önem verip kutu tasarımlarını  dünyanın en önemli kişilerine yaptırmış.

Son zamanlardaki en sıradışı pazarlama ve markalaşma çalışması sonuçlarını almakta gecikmeyen Laduree maliyeti 30 cent civarında olan macaronu Avrupa genelinde 1.60 Euro'ya satıyor ve günlük macaron satışlarının 100 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Darısı Türkiye'den bir markamızın başına ...

Not: Macaron ile ilgili tanıtım yazısını Buse Terim'in blog sayfasından okuyabilirsiniz.

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Bon Jovi Konseri'nin Ardından - Kişisel Marka Olmak ve Tüketici Tercihleri


Yıllarca yurtdışında konuşulmuş tartışılmış konular çok sonrasında bizim medyamızda yer bulur, elin oğlu uluslararası markalar çıkara dursun bizde fasonculuğa devam edip kısa vadeli kazancın peşinde koşarız. Fason üretim yaptığımız marka bizden daha ucuza malını üretecek bir şirket bulunca da ne yapacağımızı şaşırır keşke bizde marka olsaydık diye hayıflanırız. Komik olan şu ki onyıllarca bilinen bir konu neden bir anda sanki yeniymiş gibi gazetelerde Flaş Haber olarak verilir bunu da anlamış değilim.

Temmuz 2011'de İstanbul'da Bon Jovi'nin konseri vardı. 1993 yılında da konser vermişler, hayatımın en mutlu gecesini geçirmiştim. O zamanın parasıyla saha içi 200,000 TL olan konser biletine bugün 80 bin TL verdim. 80 bin TL değil 800 bin TL'de versem değerdi bu konser için. 50 yaşına gelmiş grup üyelerinin sahnede olağanüstü bir performans göstermesi, on milyonlarca CD/kaset satmış ve bir sürü şarkısı hit olmuş şarkısı olan bu grubun egolarına yenilmeyip hala bitip bilmeyen enerji ile 30 senedir sahnede olması gerçekten de takdire şayan.

Bu işin sırrı nedir diye sordum kendi kendime, zirvede olmak ve hala bütün konserleri tamamen doldurmak ... Kendine iyi bakmak, sürekli çalışmak, sanki daha yolun başındaymış gibi üretmeye devam etmek... Yabancı arkadaşlık ortamlarında Dünya'nın en büyük 16. ekonomisiyiz diye böbürleniyoruz fakat acı olan şu ki uluslararası bir şarkımızın, bir şarkıcımızın, bir artistimizin olmadığını görüyorum. 2 tane hit şarkısı olup herkes tarafından konuşulunca veya MTV'de klibim yayınlandı diye havalara giren bizim meşhurlara duyurulur.

Konserde bir şey daha dikkatimi çekti, farklı segmentlerden gelen 50 bin kişi vardı etrafımda, kimisi ağır metalci takılıyor, kimisi gayet cool, kimisi belli yaşın üzerinde, kimisi daha 18 olmamış vs vs. Müzik evrensel ve herkesi biraraya getirebiliyor ama ürünlerini satmak isteyen markalar bu kişilere mal satmak için bir sürü çalışma yapıyor. Farklı tüketim alışkanlıkları, farklı beğenileri olan,  farklı yaşlarda, farklı cinsiyetlerde olan binlerce kişiye hitap edebilmek, farklı çalışmalar yaparak hepsinden pay koparmaya çalışmak ne kadar zor diye içimden geçirdim. Trendleri anlamak için yapılan onlarca anket, beğenileri anlamak için yapılan çalışmalar ve buna göre piyasaya sürülen ürünler, bunların segmentine göre ilgili mecralar kullanılarak belli şekilde pazarlanması ... Marka yönetimi ve pazarlama yöneticilerine kolay gelsin demekten başka aklıma birşey gelmiyor. Konserde bunu düşünen benden başka birisi de varmıdır o da ayrı mesele ...